20 Ekim 2017
  • İstanbul21°C
  • Adıyaman26°C
  • Ankara22°C

NEDEN YAZIYORUZ?

İsmet YILMAZ

12 Ekim 2017 Perşembe 18:15

Yazan bütün insanların ömrünün bir noktasında kendilerine sorduğu bir sorudur: Neden yazıyorum? Elbette hepsinin birbirinden güzel cevapları olmuştur. Sözgelimi Sait Faik Abasıyanık, “ Yazmasam, deli olacaktım.” ; Umberto Eco ise “Hayatta kalmak için hikâyeler anlatmak gerek.” derken Cahit Sıtkı Tarancı, “Nasıl yazdığımı ben de açıkça bilmiyorum.” diyor. Yazmayan birçok insanın de eminim kendine sorduğu ve cevaplayamadığı soru ise, “Neden yazmıyorum?”

Ben her insanın kalemi eline aldığı zaman iyi kötü bir şeyler karalayabileceğine inanan biriyim. Zaten birçok büyük yazar ve şair de bu şekilde başlamadı mı yazmaya? Bu konuda yazmayan veya yazmaya yeni başlayan herkesi yüreklendirmek lâzım. Biliyoruz ki dünyamız yazdıkça güzelleşecektir. Toplum olarak sürekli kitap okumanın öneminden bahsederiz. Ancak yazmanın da en az okuma kadar önemli olduğunu birinin diğerini tetiklediğini unutuyoruz.

Belki de ülkemizde kitap okuma oranın düşük olmasının önemli bir nedeni de yazmaya gerekli ehemmiyetin verilmeyişidir. Sınıfta öğrenciyi ayağa kaldıran öğretmen öğrenciye, “Kaç kitap okudun?” ; okula giden anne ve babalar öğretmene, “Öğrencimiz hangi kitapları okusun?” ; herhangi bir arkadaşımıza, “ En son hangi kitabı okudun?” diye sorarken bu soruların yanında neden “ Kaç tane yazı yazdın, şiir yazdın mı, öğrencimiz yazıyor mu, en son yazdığın yazıyı bizimle paylaşır mısın?” sorularını sormuyoruz.

Umudumuzu yitirdiğimiz anlarda bize en güzel dünyaları sunan kapıdır, yazma kapısı. Yeter ki o kapıdan adımımızı bir kere içeri atalım. Nasıl sahnenin tozunu bir defa yutanlar o sahneden bir daha inemezse o kalemi bir defa eline alanlar da bırakamamıştır.

Özellikle günümüz dünyasında yazmak her birey için ele geçmez bir terapi yöntemidir. Kalemin ucundan kelimeler döküldükçe günlük hayatta ruhumuzu daraltan bütün olumsuzluklar birer birer o damardan dışarı atılır. Kafamızı allak bullak eden hastalıklı bütün düşünceler bile en güzel sözcüklerle kâğıtla buluşur ve dünyamızı beklenmedik bir şekilde renklendirir. Kendini yazmaya adayanlar rastladıkları sorunları veya hastalıkları yazmayanlara göre çoğu zaman daha çabuk atlatıyor. Hatta çeşitli hastalıklara yakalamış hastalar (AIDS,  Kanser, Astım…) günde on beş yirmi dakika yazmaya ayırdıklarında kendileri adına olumlu gelişmeler kaydediliyor.

Yazmak çoğu zaman kendimizden bile gizlediklerimizi kâğıda dökmektir. Sevgilinin bam teline dokunmanın en güzel yolu şiir değil midir? Daha çok duygularımızı ifade ettiğimiz şiirde aslında gönlümüzde geçen her şeyi dizelerle ifade ederiz. Bu yüzden bana göre bir şairi tanımanın en iyi yolu bütün şiirlerini dikkatle okumaktan geçer. Tezkirelere veya biyografi kitaplarına konulmayan nice sır vardır şiirin gizemli dünyasında. Ahmet Haşim de öyle değil mi? Yazıyı bir kaçış olarak ya da sığınacak bir hayal dünyası olarak gören Haşim şiirlerinde bize neler neler anlatmamış ki?

Yaşadıklarımızdan çok yaşamak istediklerimizi veya yüreğimize dokunanları sevdiklerimizle paylaşmak için yazarız. Küçük küçük hikâyelerle edebiyatın mutfağı olan dergilerde yazmaya başlayan yazarların çoğu çevresinde olup bitenlerden ziyade olayların kendilerinde bıraktığı tesiri bizimle paylaşmak için yazmışlardır.

Yazmak, belki de mutluluk veren en güzel eğlencedir ya da yaşama karşı verilen en güçlü mücadeledir. Yazan insan, yazmayandan her zaman farklı düşünür ve olayları daha özgün değerlendirir. Tarık Buğra “yazmak, sürüden ayrılmaktır.”  der. Yazmayanlar herkes gibi tekdüze bir hayat yaşarken,  yazan insan her zaman toplumun yazmayan kesimine rehberlik etmiştir. Aynı zamanda yazarlar veya şairler zaman zaman çekilmez hâle gelen yaşama aldırmayıp kendi dünyalarında hayatın keyfini çıkarmıştır.

O halde hem yazalım hem de okuyalım…